SÜKÛTUN ÇIĞLIKLARI:.

Çığlıklarımız nostaljiye mahkûm olamaz. Nostaljilere mahkûm duygulardan ne hayır gelir. Bizim çığlıklarımız mazidir, haldir ve istikbâldir.

Fatıma Olmak

Posted by Mecnûn 27/12/2009

11.12.2009 – Bejan MATUR

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, bütün kötülükler ilk kezmiş gibi geliyor. Sadece İstanbul göğü değil, ruhların üzerinde de kara bir bulut. Herkes karamsar. Herkes tedirgin. Ve sorular bitmiyor.

Sokağa çıkacak kadar öfkesini büyük yaşayanlar yarın ne olacak düşünmüyorlar. Ama yarını düşünen ve itidal telkin edenler hâlâ var. Ve devamla da olacaklar. Çünkü geriye iyilik kalır. Kötülük, zamanın aynasında kırılıp parçalanır.

Şehitlerin yüzlerine bakıyorum. Bakışlarına. Bize bakıyorlar. Yeter artık öldürmeyin demek çare değil. Ağlamak da. Öyle çok mektup alıyorum ki, öfkeli, önyargılı, anlamaya çalışan, çare önerenler. Yazıyorlar. Ellerinden gelen bu. Kimi önyargılarından çıkmamak konusunda inatçı. Kimi şüphede ısrarlı.

Ve bu ülkenin insanı aslında ne kadar duygusal, kanıtlıyorlar. Bir satır konuşsan ikna olacak. Bir kelime bahşetsen kurtulacak kininden. Çünkü bu ülkedeki çoğu şey gibi, kötülük de derinlerde değil. Her zaman yakındığımız sığlık bir imkân gibi. Allah’tan kötülükte sığlar! Bir kötülüğü zamana yaymak, derinleştirmek konusunda çabalayanlar bu yüzden başarılı olamıyor belki de. Mahzenlerde tasarlanan kötülüğün halkta yer etmemesi bu yüzden.

Bu günlerde Hazreti Fatıma’nın hayatını okuyorum*. Bir peygamber kızı olmanın büyüsü ve gücüyle donatılmış hikâyesini. Onun için Binti Ebiha (babasının kızı) olmaktan daha önemli olan, Ümmü Ebiha (babasının annesi) olmak. Babasının koruyuculuğunu üstlenmiş, müşriklerin zulmüne karşı siper olmuş bir kız çocuğu. Hazreti Ali’nin eşi olmaya layık yürekte ve inançta bir sevgili. Oğullarına yürek vermiş bir anne…

Kitapta aktarılan bir hikâye, şu günlerin karamsarlığını katlanılır kıldı:

Hazreti Peygamber’e zulmetmekle uğraşan müşrikler, zulümlerini o kadar ileri götürüyorlar ki, namazda olduğu bir gün, henüz kesilmiş bir devenin işkembesini alıp Peygamber’in sırtına bırakıyorlar. Ve o, hiçbir şey olmamış gibi namazını kılmaya devam ediyor. Müşrikler büyük bir zevkle seyrederken, kızı Fatıma gelip işkembeyi babasının omuzlarından alıyor. O sırada henüz on yaşında olan Fatıma müşriklere öyle bir bakış fırlatıyor ki, küçük kızın cesareti karşısında hepsinin dili tutuluyor.

Bu hikâyede elbette Fatıma’nın cesareti önemli. Ama bütün insanlık için daha önemli olan; Hazreti Peygamber’in sabrı ve vazgeçmemesi. İnandığında ısrar eden, secdeyi bırakmayan olmak…

Çünkü şu günlerin kötülüğü müşriklerin kötülüğünden az değil. Halkın kendisinden değil, karanlık dehlizlerden hayatımıza akıtılan bir cerahat bu.

Tokat’ta bu toprağın evlatlarını Türk-Kürt ayırmadan katledenler Fatıma’nın nazarlarını hak ediyorlar.

Bütün bunlar olurken sadece korkuya vurgu yapan, yaşanan karmaşayı her şeyin sonu gibi gören ve gösteren gözden de şüphe etmeli. Kimler felaket tellallığı yapıyor bu zamanda? Felaketin adını koyunca geldiğini bilenler değil mi onlar? Seçip gösterdiklerimiz, kameramızı odakladığımız her neyse, bizi en iyi o anlatmaz mı? Kalem oynatan, haber yapanların özensizliği yaşanan acıları derinleştirmeye yarıyor. 

Ve bu ülkenin insanı aslında ne kadar duygusal, kanıtlıyorlar. Bir satır konuşsan ikna olacak. Bir kelime bahşetsen kurtulacak kininden. Çünkü bu ülkedeki çoğu şey gibi, kötülük de derinlerde değil. Her zaman yakındığımız sığlık bir imkân gibi. Allah’tan kötülükte sığlar! Bir kötülüğü zamana yaymak, derinleştirmek konusunda çabalayanlar bu yüzden başarılı olamıyor belki de. Mahzenlerde tasarlanan kötülüğün halkta yer etmemesi bu yüzden.

Bu günlerde Hazreti Fatıma’nın hayatını okuyorum*. Bir peygamber kızı olmanın büyüsü ve gücüyle donatılmış hikâyesini. Onun için Binti Ebiha (babasının kızı) olmaktan daha önemli olan, Ümmü Ebiha (babasının annesi) olmak. Babasının koruyuculuğunu üstlenmiş, müşriklerin zulmüne karşı siper olmuş bir kız çocuğu. Hazreti Ali’nin eşi olmaya layık yürekte ve inançta bir sevgili. Oğullarına yürek vermiş bir anne…

Kitapta aktarılan bir hikâye, şu günlerin karamsarlığını katlanılır kıldı:

Hazreti Peygamber’e zulmetmekle uğraşan müşrikler, zulümlerini o kadar ileri götürüyorlar ki, namazda olduğu bir gün, henüz kesilmiş bir devenin işkembesini alıp Peygamber’in sırtına bırakıyorlar. Ve o, hiçbir şey olmamış gibi namazını kılmaya devam ediyor. Müşrikler büyük bir zevkle seyrederken, kızı Fatıma gelip işkembeyi babasının omuzlarından alıyor. O sırada henüz on yaşında olan Fatıma müşriklere öyle bir bakış fırlatıyor ki, küçük kızın cesareti karşısında hepsinin dili tutuluyor.

Bu hikâyede elbette Fatıma’nın cesareti önemli. Ama bütün insanlık için daha önemli olan; Hazreti Peygamber’in sabrı ve vazgeçmemesi. İnandığında ısrar eden, secdeyi bırakmayan olmak…

Çünkü şu günlerin kötülüğü müşriklerin kötülüğünden az değil. Halkın kendisinden değil, karanlık dehlizlerden hayatımıza akıtılan bir cerahat bu.

Tokat’ta bu toprağın evlatlarını Türk-Kürt ayırmadan katledenler Fatıma’nın nazarlarını hak ediyorlar.

Bütün bunlar olurken sadece korkuya vurgu yapan, yaşanan karmaşayı her şeyin sonu gibi gören ve gösteren gözden de şüphe etmeli. Kimler felaket tellallığı yapıyor bu zamanda? Felaketin adını koyunca geldiğini bilenler değil mi onlar? Seçip gösterdiklerimiz, kameramızı odakladığımız her neyse, bizi en iyi o anlatmaz mı? Kalem oynatan, haber yapanların özensizliği yaşanan acıları derinleştirmeye yarıyor.

Şu zamanda sırtımıza konan deve işkembesine rağmen secdeden vazgeçmemek büyük bir sınavmış gibi geliyor. Hepimize Fatıma olmak düşüyor. On yaşında da olsak şerrin gözlerine bakmayı bilmek. Ve konuşmak. Kötülük her nereden geliyorsa, kimleri hedef seçiyorsa ona perde olmak. Çünkü ancak Fatıma’nın sevgisi ve sahiplenmesi ile büyük ve değerli olan korunur. Zamana kalacak güzel sözler Fatımaların koruyuculuğuna ihtiyaç duyar. Serap’ı öldürüp masumiyeti parçalamakla, Aydın’ı kalbinden tek kurşunla vurmakla ve yedi askeri şehit etmekle kazanılan iktidar zamana kalmayacaktır. Çünkü zamana kalan Peygamber’in sözleriydi, müşriklerin zulmü değil. Fatıma olmak bu yüzden değerli.

*Gülün Goncası Hz. Fatıma, Hilal Kara-Abdullah Kara, Nesil Yayınları.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: