SÜKÛTUN ÇIĞLIKLARI:.

Çığlıklarımız nostaljiye mahkûm olamaz. Nostaljilere mahkûm duygulardan ne hayır gelir. Bizim çığlıklarımız mazidir, haldir ve istikbâldir.

[BU GENÇLİKTEN ADAM OLUR]Eğitim gönüllüleri Fatih’in bayrağını gönüllere taşıyor

Posted by Mecnûn 25/05/2007

[BU GENÇLİKTEN ADAM OLUR]Eğitim gönüllüleri Fatih’in bayrağını gönüllere taşıyor

Artık, Fatih’ler dönemi geride kaldı. O, 21 yaşında bir devir kapayıp bir devir açmıştı, şimdikiler oyunda oynaşta. Bu gençlikten adam olmaz!” sözlerini yıllarca duyup hüzünlendik. Hem yetişmiş gençlerimiz yoktu hem de var olsa bile kendilerini ifade edebilecek bir alan bulamıyorlardı. Onu da bulsalar fedakârane feda-i nefs edecek bir “gayeleri” olduğu söylenemezdi. Ümitsizlik ve yeis, “Onlarda var bizde niye yok?”, ya da “Eskiden vardı, şimdi neden yok!” sözlerini bir klişe gibi zihinlerimize çakıyordu. Ancak, artık böyle düşünmemiz için hiçbir gerekçemiz yok. Dünya çapında başarılara imza atan, bulundukları ülkelerdeki okulları uluslararası alanda başarıdan başarıya koşturan Anadolu çocuklarının yaktığı meş’ale, ecdatları olan Fatih’leri, Orhan’ları mesrur edecek nitelik ve nicelikte.

Hepsi hayatlarının baharında olan ve kıskandıracak derecede iyi donanıma sahip olan bu gençlerin daha iyi imkanlar yerine çoğu mahrumiyet bölgesi olan ülkelere tek soru sormadan şevkle koşturmaları göz yaşartıcı tablolar oluşturuyor. Bir buçuk asırdır uluslararası alanda yüzü gülmeyen ve medeniyetler terazisinde umutları hep havada kalan milletimiz bu evlatlarıyla ne kadar gurur duysa azdır. Onlar, sırf Allah rızası ve vatan sevgisiyle dünyanın en soğuk ya da en sıcak memleketlerinde bayrağımızı ve kültürümüzü şerefle temsil ediyorlar. Onlar, milletimizin mayasını oluşturan değerleri adeta bütün ruhlarıyla emerek bulundukları ülkelerin genç ve masum gönüllerine aynı safiyetle aktarmayı bir görev bilmiş durumdalar. Onların kutlu soluklarının hissedildiği yerlerde ne ırk, ne renk, ne dil ne de din ayrımı olabilir. Onlar, ecdatlarının ve mübarek ebeveynlerinin duası oldukları gibi, torunlarının da hayırla yâd edecekleri ecdatları olacaklar.

Yeni bir çağ açılıyor

Tabii ki, her hayırlı iş için geçerli olduğu gibi bu cihanşümûl faaliyet hakkında da olumsuz kanaatlerini ifade edenler olmuyor değil. Sordukları, “Değirmenin suyu nereden geliyor?” sorusu, aslında bu insanların kendi değerlerine ne kadar yabancı olduklarını da ele veriyor. Bu soruyu sorabilmek için Çanakkale, Sakarya, Dumlupınar ruhunu bilmemek lazım. Milletimizin hamiyetinden, fedakârlığından haberdar olmamak lazım. O millet ki, İstiklal harbinde iki çift çorabından birini ordusuna vermeye varıncaya kadar her şeyinden vazgeçmiştir. Kendi çocuğu yerine kışta kıyamette taşıdığı mermileri örtmeyi düşünmüştür. Ordumuz Sakarya nehrini geçebilsin diye, evlerinin temel direği olan mertekleri Sakarya suyuna dolgu maddesi olarak gözünü kırpmadan gömüvermiştir. Milletimiz, inandığı değerler için canını bile vermeye hazırdır. Yeter ki o işte bir ihlas ve samimiyet görsün. Yapılan bütün karalamalara rağmen halk bu büyük seferberliğe maddi manevi destek vermektedir.

Evet, Fatih’lerimiz bugün Topkapı surları önünde değiller. Çünkü yeni bir “Fatih” çıkarabilmemiz için illa da İstanbul’u fethetmemiz gerekmiyor. Onlar ya Nijerya’nın, Somali’nin, Kenya’nın sıtmalı, hummalı çöllerinde bir huzur vahası ya da Moskova’dan Moğolistan’a, oradan Tuva’ya kadar uzanan soğuklar ikliminde buzları eriten bir meltem esintisidir. Evet bu, çağın en önemli hadisesidir. Varsın bunu birileri görmesinler…

Yeni bir şahlanış dönemi

Fatih’lerin, Yavuz’ların, Selahaddin’lerin, Alparslan’ların torunları bu kez ellerinde kalemle, defterle, bilgisayarla gönülleri fethediyor. Dolayısıyla, güzel şeyler oluyor. Bu tablo, milletimiz için yeni bir ikbâl döneminin başlangıcına da işaret ediyor. Bunun tarihi yazılmalı, bunlar bizim sanat telakkimize aksetmeli; tiyatromuza, sinemamıza, şiirimize ve romanımıza artık bu destanlar yansımalı.

M. Fethullah Gülen Hocaefendi:
Yeni genç neslin rüyalarında gelişmiş bir Türkiye var

… Bu insanlar, hiç kimseyi tanımadan kalkmış bir ülkeye gitmişlerdir. Malezya’ya gitmişler, Endonezya’ya gitmişler, sizin adını bilmediğiniz yerlere gitmişlerdir. Afrika’da öyle ülkelere gitmişlerdir ki, bunlar, kendilerini hasbî salmışlar.. niçin salmışlar buralara? Demişler ki; “Dinimizde hicret çok önemli bir faktördür. Atalarımız da bazı dönemlerde bu dinamiği değerlendirmişler.” Bu düşünceyle gitmişler. O gitmiş, o da ondan örnek almış, ders almış, o da gitmiş, o da gitmiş. Fakat gittikleri yerde ya bir adres bulmuşlar ya da bulamamışlar.

…Meksika’ya giden biri oradan bana telefon ediyor: “Telefon rehberine baktım, bir tane Müslüman adına rastlamadım ki, gideyim ‘burada ne yapabiliriz’ diyeyim.”

Telefonun başında hıçkıra hıçkıra ağladım, konuşamadım, ahizeyi yere bıraktım! Ve böyle yüzlerce giden insan vardır. Ben Tuva’nın adını bilmiyordum. Yerini de bilmiyorum. Bana bugün deseniz ki, “Haritada, Asya’da yerini çiz” çizemem… “Yakutistan’ın yerini çiz”, çizemem. Moğolları biraz biliyoruz, Moğolistan’ı da biliyoruz. Orhun Kitabeleri’nin yerini de biliyoruz; ama oranın haritasını da çizemem ben.

İşte, buralara belli bir dönemde kalkıp yurdunu, yuvasını terk edip giden insanlar Türk milleti adına gittiler, Türk devleti adına gittiler. Birer sürgün gibi gittiler. Arkada bıraktıkları devleti takviye etmek için gittiler. Dünyanın dört bir yanında Türk devletini tutacak, destekleyecek, kaldıracak lobiler oluşturmak için gittiler. Senin kültürünle insan yetiştirmek için gittiler. Senin milyonlarca dolar harcamak suretiyle oluşturmaya çalıştığın sunî bir kısım lobiler yerine, lobi adına gönlünü ortaya koyacak insanları yetiştirmek için gittiler. Maaş alamadılar, dört ay maaş alamayan insanları duydum ve gözlerim doldu, ağladım burada. Türkiye’de evleri vardı, yurtları vardı. Her şeylerini arkada bırakıp, hatta duvağıyla gelinini bırakıp öyle gitmişlerdi. Bunlar öyle fedakârlardı ki, gördüğünüz gibi, dünya adına bu insanların hiçbir beklentisi yoktu. Olsaydı onlar da siyaset sahnesine sıçramak için bir menfez kollar, sıçrar ve onlar da bir hortumun başına otururlardı. Ama yapmadılar bunu. Aç-susuz kaldılar, bir çorbayla iktifa ettiler ve burada arkada kalanların gözlerini yaşartacak cihan-pesendâne fedakârlıklar sergilediler. Bunu görmemezlik körlüktür, bunu kabul etmemezlik bir nankörlüktür.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: