
Bu güzel çalışmada dinlerarası diyalog adına yapılan şeylerin İslamî, tarihî temellerini ve boyutlarını anlatmış. Elbette bu hususta pek çok insan, bazı araştırmalar yaptı ve eserler yazdı. Kurucan’ın bu çalışması farklı bir üslup ile yani insanımızın zaman ve okuma problemi göz önüne alınarak soru-cevap formatında yazılmıştır. Böylece okuyucu aradığını kitapta kolayca bulabilecektir. Son bölümünde de, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin diyalog ile ilgili görüşleri ve onu tenkit edenlerin iddialarının durumu ele alınmıştır…
Hocaefendi’nin onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı ilk başta kendi ülkemizdeki çeşitli kamplara ayrılmak istenilen insanlarımızın birliği hedeflenerek kurulmuştur. Bunun için, en başta, bu vakfın mensupları, medya önderleri, sahiplerini ve çalışanlarını birer birer ziyaretle işe başlamışlardır. Sünnî-Alevî, Türk- Kürt, laik- antilaik demeden herkesi kendi konumunda kabul edip bir araya getirip, ayrılık ve gayrılıkları vesile edip fitne ateşleri yakanlara meydan vermemek için gayret gösterilmiştir. İftar yemekleri en başta bir araya gelmenin bir vesilesi olmuştur. Arkasından medya mensupları ile yapılan görüşmeler, tarafların birbirlerini daha yakından tanıma imkânı hazırlamıştır. Evet aslında diyalogların temeli bunlardır.
İşte ülkemize huzur, güven ve sükûn getirecek bu faaliyetler devam ederken, başta ülkemizdeki, daha sonra da, bütün dünyadaki ayrı ayrı dinlerin mensupları ile diyaloglara geçilmiştir. Fener Patriği Bartholomeos ile yapılan görüşmeden sonra artık büyük bir hareketlilikle diğerleriyle görüşülmüştür. Bu görüşmeler önce Yunanistan’daki medya mensuplarının dikkatini çekmiştir. Birçokları gelip Fethullah Gülen Hocaefendi ile görüştükten sonra, onun “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” ve benzeri ifadelerini gazetelerinin manşetlerine taşımışlardır. Bu durum Balkan ülkelerinden bazı gazetecilerin yeni görüşmelerine zemin hazırlamıştır. Bilhassa Viyana’dan gelen bir gazeteci “Bu güzel niyet ve gayreti dünya tanımalıdır” diyerek gayrete gelmiş ve bizleri bir haftalığına Viyana ve Vatikan’ı içine alan bir geziye davet etmiştir. Dolu dolu geçen bu ziyaretlerle Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın tanıtımı yapılmıştır. Bu gezi, Papa ile görüşme zemini hazırlamıştır. Bu görüşme talebi, doğrudan benim ve o zamanki gazetemizin Roma ve Vatikan temsilcisinindir. Gezi dönüşü bu talebimizi Fethullah Gülen Hocaefendi’ye arz ettik. 19 Mart 1997’deki bu görüşme talebimiz ancak yaklaşık bir sene sonra gerçekleşebilmiştir. Çünkü Hocaefendi’nin rahatsızlığı münasebetiyle tedavi için Amerika’ya gitmesi araya girmiştir.
Abant ve Harran toplantılarıyla vakıf faaliyetleri içten ve dıştan gelen insanlarla sürdürülürken, Türkiye’nin birlik-beraberlik, huzur, sükûn ve güveninden rahatsızlık duymuş gibi bazı odaklar, harekete geçmiş ve bazılarını da harekete geçirmişlerdir.
Kitapta; “Diyalog ne demektir? Dinlerarası diyalog nedir? Dinlerarası diyalog ne değildir? Dinlerarası diyalog faaliyetlerinin farklı emeller uğruna kullanılması düşünülemez mi? Dinlerarası diyalog gerçekten bir zorunluluk mudur; samimi bir Müslüman ötekilerle ilişki içine girmeye mecbur mudur? ‘Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin’ ve ‘Ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar, sen onların dinlerine tâbi olmadıkça asla senden râzı olmazlar’ ve benzeri meâldeki âyetleri nasıl anlamamız gerekiyor? Birkaç âyette kâfirleri kastederek gayet açık bir biçimde; ‘Onları yakaladığınız yerde öldürün’ ve ‘Onları nerede bulursanız yakalayın, öldürün ve sakın onlardan veli ve yardımcı edinmeyin’ meâlindeki âyetlere nasıl açıklama getiriyorsunuz? ‘Bu fitne (işkence) ortadan kalkıp din ve itaat yalnız Allah’â mahsus oluncaya kadar onlarla savaşın’ âyeti Allah’ı inkâr etmeyi savaş sebebi saymıyor mu? Kur’anî açıdan Müslüman olmayanlarla ilişkide savaş mı esastır, barış mı?” Ve benzeri soruların cevapları vardır. Ayrıca, “Güncel Boyut ve Fethullah Gülen Hocaefendi” bölümünde Hocaefendi’nin, hoşgörü ve diyaloğu İslâmî açıdan temellendirmede kullandığı deliller var mıdır ve benzeri meraklı soruların cevapları mevcuttur.
İşte sinsi planlarla kafa ve kalplere şüphe ve tereddüt atmak için en akla gelmez iftiraları yapmaktan da çekinmeyen bu odaklara ve onlara hizmet edenlere hem bir cevap hem de masum vicdanları yanlıştan koruma gayretiyle yazılmış olan bu kitabın büyük hizmetlere vesile olacağını diliyor ve umuyorum.
Abdullah Aymaz, Zaman, 03.04.2006
______________________________________
Kaynak: www.gencadam.net





















No comments yet
Bu makale için yorumlar beslemesi