VE ÇABUCAK AKŞAM
Yazan: Mecnûn 21 Apr 2008
Çocukluğumuzda bütün çocuklar gibi oyun saadetimize ara verdiren akşamların gelmesini hiç istemezdim. Gölgeler uzayıp sokak aralıkları küçük dönemeçlerden önce sisli karanlıkların görünmezliğine karışınca, sarı sarı lambaları birer birer yanan evlerden çocukları çağıran anne sesleri duyulurdu:
- Aliiiiiiiii..!
- Hüseyiiiiiiin..!
- Seliiiiiiiin..!
Oysa, saklambaçta “yumma” sırası bana gelmemişti daha, körebe henüz ben olmamıştım. Evet gece ve gündüzün deveranı, kâinatın büyük çarkları, çocukların küçük hayallerine, körpe planlarına göre işlemiyordu. Çabucak akşam geliyordu…
Büyüdük pek bir şey değişmedi aslında. Biz planlar yapıyoruz, hedefler hülyalanıyor zihinlerimizde ama bütün planların üstünde bir kader planı işlemektedir. Hepimiz, damarlarımızda akan kan kadar, o planın çizdiği yolda ilerlemekteyiz.
Ne geçmiş bizim istediğimiz yollardan geçmiştir ve ne de gelecek hep arzu ettiğimiz patikalarda uzanacaktır. Bazen de ha vardık ha varacağız derken menzil uzar. Bazen bir bakarsınız, upuzun sefer hazırlıklarından sonra bir an gibi bitiverir yol. Ömür bu kadarcıktır, yol buraya kadardır bazen.
Çocuklar öyle istiyor diye, akşam, gelmemezlik edemezdi sokak aralarına. Oyunlar oyalanmalar sürüp gidemezdi hep. Bir büyük planla döndürülmekteydi kâinatın çarkları. İşte ömür bu kadardı, yol bizim istediğimiz yere değil gitmemiz gereken yere varacaktı. Hayatın sokaklarında kan ter koşuştururken, devran dönecek ve çabucak akşam olacaktı. Hem de dostlara elveda bile diyemeden…























